|
Bozcaada
Zamanı-2006
Güneşin
Rüzgarın ve üzüm bağlarının büyüsü...Bitmeyen esintisi, avuç içi sıcaklığında
koyları, eski kalesi, dar sokakları süsleyen taş evleri, lezzetli şaraplarıyla
kuzey ege’de küçük bir huzur adası Bozcaada. Süslü, abartılı satırlara
gerek yok bu adaya gitmenizi sağlamak için, çünkü oranın müdavimleri
zaten adalarını paylaşmak istemez fazla kimseyle.
Bozcaada’ya
daha önce gitmediyseniz ve ada hakkında bilgi için herhangi bir
ansiklopedinin sayfalarını çeviriyorsanız karşınıza şunlara benzer cümleler
çıkar; "Ege Denizi'nin kuzeydoğusunda, Çanakkale Boğazı'nın güneybatısında
bir ada. Yüzölçümü 36 kilometrekare. Türkiye'nin üçüncü büyük adası.
Türkiye'nin köyü olmayan tek ilçesi. Adanın eski adı Tenedos. Pers, Helen,
Roma, Bizans ve Venedik egemenliklerinde yaşayan ada 1328 yılında Türklerle
tanıştı. Osmanlı İmparatorluğu'na 1455'te katıldı. 1912 yılında
Yunanistan'ın eline geçti. 1923'te ise Lozan Antlaşması'yla Türkiye'ye
verildi. Halkı bağcılık, şarapçılık, turizm ve balıkçılıkla uğraşır,
çavuşüzümü çok meşhurdur. Vs.vs."
Ege'nin
bu küçük şirin adasını ruhundan, öykülerinden, insanlarından, dramlarından,
rüzgârından, bağbozumundan, şarabından soyutlarsanız bu anlatım yeterli
olabilir ama aynı zamanda da adaya büyük bir haksızlık olur.
Adanın
en güzel zamanları bence haziran ve eylül hatta ekim diyebilirim.Bozcaada, özellikle
son yıllarda turizm açısından hareketlendi ama İstanbul’luların ve diğer
büyük şehirlerden buraya akın eden insanların ada halkının o eski
misafirperver, amatör ruhla beslenen yardımseverliğini biraz yorduğuna tanık
oluyorum son ziyaretlerimde..
Herşeye
rağmen güleryüzlü adalıların Bozcaada’nın en önemli ziyaret
sebeplerinden biri olduğunun altını çizmek lazım.
Antik
çağdaki adı Tenedos olan adaya ulaşmak için Çanakkale'yi geçip İzmir
istikametine devam edin. Yaklaşık yirmibeş kilometre sonra anayol üzerinde
bulunan tabelayı kaçırmayın; 'Bozcaada- Ezine” İzmir yolundan ayrıldıktan
sonra içinden geçtiğiniz bakımlı Ege köyleri, size eşlik edecek ve
kendinizi bir anda Geyikli- Yükyeri Feribot İskelesi'nde bulacaksınız. Yarım
saatlik bir yolcuğun ardından kendinizi Bozcaada’ya atmış olacaksınız.
Uzunca
bir süre ahalisi hem Türklerden, hem de Rumlardan oluşan adadaki küçük
kasabada günümüzde de Türk mahallesi ve Rum mahallesi bulunuyor. Rumların
sayısı bugün otuz-kırk kişi kadar ve çoğu yaşlı. Aralarında
Yunanistan'a, Amerika'ya, Avustralya’ya giden, ama eski evlerinin özlemiyle
özellikle yaz aylarında geri gelenler var. Temmuz ayında Ayazma Plajının
hemen üstünde gerceklesen Aya Paraskevi panayırına ve Ağustos
ayında yapılan yapılan Bağbozumu Festivali'ne değişik yerlerden kalkıp
gelen Bozcaadalılar oluyor. Rum mahallesinde sokaklar, özellikle yaz
mevsiminde çok canlı; kırmızı, pembe, beyaz çiçekli sardunya saksılarının
dizildiği, zakkumların renklendirdiği sokaklar arnavut kaldırımıyla kaplı.
Bozcaada
deyince rüzgârı da hikayenin baş köşesine yerleştirmek lazım. Kuzeyden
kopup gelen serin poyraz, adanın sevgilisi gibidir. Koşar gelir, koyların
sularını soğutur, üzümleri ve insanları güneşin öfkesine karşı sarıp
sarmalar, yaşamı daha yaşanılası kılar. Poyraz olmazsa ada olmaz. Hele yaz
esintisi öyle guzeldir ki insanı hiç rahatsız etmez..ferahlatır, sakinleştirir.
Kış aylarında ise biraz sorun olur. Adanın rüzgârı gözünüzü korkutmasın.
Rüzgâr almayan sakin, çırpıntısız bir kumsal bulmak her zaman mümkün.
Binlerce
yıl önce kullandığı parada üzüm salkımı betimlenen Bozcaada, salkım
salkım üzüm doğuran bağlarıyla da her zaman övünür. Ama gel gelelim Ada
bağcılığı son yıllarda biraz sıkıntılı. Son yıllardaki yağış
dengesizliği, bağları satın alıp bağ evi modasına ayak uydurmak isteyen
İstanbullu yazlıkçıların korumak isteseler bile bilemediklerinden bağlara
bakamamaları dezavantaj oluşturuyor. Bu gelişmelere rağmen bağlar ve
merkezde bulunan bakımlı şarap fabrikaları adanın en güzel süslerinden
biri . Haziran sonunda düzenlenen şarap tadım günlerine denk geldik bu sene.
Özellikle Talay ve Çamlıbağ şarap fabrikalarını düzenledikleri güzel
organizasyonlar için tebrik etmek isterim.
Bozcaada
yaz aylarında elbette daha şenliklidir. Gündüzleri eşsiz güzellikteki
koylar konukları kucaklar. Akşamları ise liman cevresinde uzun bol sohbetli
akşam yemekleri yenir. En güzel dolunay Göztepe'den, ya da kale arkasındaki
küçük plajdan, en güzel günbatımı ise Polente Feneri'nde Rüzgar güllerinin
altından geçerek seyredilir. Ege'nin üstünde oynaşan yakamozların seyrine
doyum olmaz.
Bozcaada’nın
antik çağdaki adı Thenedos’du. Adaya adını veren Thenes ilk yabani asmayı
Poyraz Limanı çevresinde bulmuş, ıslah ederek "Kuntra Asma"
denilen şimdiki durumuna getirilmesine de öncülük etmişti.. Çevrenin
tarihine çıplak gözle tanıklık etmek için en yüksek yer olan Göztepe’ye
çıkacaksınız. Anadolu’nun kıyılarında Troia, Homeros’un büyük
destanı ile ölümsüzleşen savaşın geçtiği topraklar. Kuzey yönünde bir
başka büyük savaşa tanıklık etmiş Çanakkale Boğazı ve kıyıları, açıktan
geçip giden yalnız gemiler. Biraz ötede komşu ada İmroz. Öte yandan biraz
bulanık görüntüsüyle Yunanistan’ın Limni, Midilli adaları. Edremit Körfezi
ve Kaz Dağı’nın yüceleri. Şansınız varsa tüm bu manzara önünüzde !
Meraklısı
için ada ile ilgili bir hikaye var: "Denizlerin efendisi Poseidon’un çocuklarından
biri Kyknos adında bir kralmış. Onun da Thenes adında bir oğlu varmış.
Thenes’in annesi ölünce, babası yeniden evlenmiş... Fakat üvey ana bu ya;
Thenes’e iftira etmiş... Kral da bu iftiraya kanmış ve oğlunu bir sandığa
koyarak denize attırmış. Sandık, Çanakkale Boğazı’ndan geçerek
Leukophrys adasının sahiline vurmuş. Thenes burada sandıktan çıkmış,
adaya yerleşmiş. Adanın ismini de "Thenes’in Adası" anlamına
gelen Thenedos’a çevirmiş. Eski adıyla Thenedos, bugünkü adıyla
Bozcaada’nın ilk yerleşimi Heredot’a göre M.Ö. 2000 yıllarına rastlıyor.
Heredot’a
göre “Tanrı, insanlar uzun ömürlü olsun diye Bozcaada’yı yaratmış”...Sizde
ömrünüzü birkaç günlük ada ziyaretiyle- ne kadar uzar bilinmez ama,
uzatmak isterseniz adaya gidin, ya da bir daha sefer benimle gelin.
Ugur
CELIKKOL 13 Temmuz 2006
Fotograf:
Ugur CELIKKOL
|