|
İstanbul'un
Resmi Boğazın Heykeli
Yolum İstanbul’a sık düşüyor, hatta hep oradan geçiyor
diyebilirim. İşlerim bitiği zaman İstanbul’un farklı
mekanlarını ziyaret etmeyi kendime alışkanlık edindim. Bir Turist
rehberi olarak İstanbul derya ben deniz her seferinde yeni sokaklar keşfetme,
yeni mekanlar öğrenme, eskilerini denetleme uğruna kendimi paraladığımı söyleyebilirim.
Her gün binlerce insanın geçip farkedemediği yerlerden biri de Beşiktaş’ta
ki Resim ve Heykel Müzesi... Beşiktaş’ın malum üst geçitli meydanına çok
yakın, Dolmabahçe Sarayına doğru yürüdüğünüz de çınarlı yolun başında
solda kapısı olan müzeye ilk gidişim 2 sene önce bir kış günüydü. Tur
programlarıma ekleyebilir miyim düşüncesiyle ziyaret ettiğim müzenin önce
durumu sonrada pazar günleri kapalı oluşu beni hayal kırıklığına uğratmıştı.
Yakın zamanda gittiğimde durumun değişmediğini gördüm. Ayakta kalmakta
zorlanan tarihi binası kaybolmasın diye saklanmış, sonra da orada unutulmuş
sanki... İstanbulluların bir çoğunun defalarca önünden geçtiği halde
farkına bile varmadığı, içinde batı geleneğindeki Türk plastik sanatlarıyla
ilgili en geniş koleksiyonu barındıran İstanbul Resim ve Heykel Müzesi uzun
süredir ilgiye muhtaç durumda akıbetini bekliyor.
İstanbul
Resim ve Heykel Müzesi 1937'de Dolmabahçe Sarayı'nın Veliaht Dairesi'nde İstanbul
Güzel Sanatlar Akademisi'ne bağlı olarak Atatürk'ün emriyle açılmış.
Günümüzde müzede 10 bin 817 eser var. Bunların yarısı büyüklü küçüklü
yağlıboya tablolar... Diğer yarısını ise desen çalışmaları, gravürler,
hat ve baskı eserleri, seramik, bronz, bakır olmak üzere değişik boylarda
heykeller oluşturuyor. Günümüzde bu zenginliğin sadece 350 kadarı
sergileniyor.
Türk resminin ve heykelinin 1960'lara ve 1970'lere kadar olan başyapıtları
burada.
1980'lerden sonra müzeye yeni eser alımı yapılamamış zira Mimar Sinan Üniversitesi'ne
bağlı olan müzenin devamlı bir bütçesinin olmadığını öğreniyorum.
Geniş
kanatlı dış kapısından girip parke taşlı yolu geçtiğinizde sonunda Boğaz
manzarası olan ferah müze bahçesi karşılıyor sizi ama bu bahçenin müzeye
ait olmadığını ve boğaz kenarına ulaşamadığınızı öğreniyorsunuz
ilerledikçe. Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi'nin (KEİPA)
kullanımında olan bahçe için müze yetkililerinden yorum yok. İçi de dışı
kadar ihtişamlı olan bu müzeyi o gün benden başka ziyaret den yoktu. Oysa
aynı müzeye yürüyerek ulaşabileceğiniz İstanbul Modern' in hareketliliği
hiç azalmıyor. Atlı Köşk örneği de özellikle Picasso ve şu sıralarda
devam eden Rodin sergileri ile ortada.
Etkileyici
ana giriş kapısından içeri girdiğinizde kendinizi Osmanlı saraylarından
birine adım atmış gibi hissediyorsunuz. Karşınızda sağlı sollu iki
merdiven ve merdivenin balkon kısımlarında gördüğünüz Fahri Kaptan, Kasımpaşalı
Hilmi gibi fotoğraftan yararlanarak resim yapan ilk asker kökenli sanatçıların
saray ve saray bahçesi konulu çalışmaları size hoşgeldin dercesine
duruyor. Müzenin üst katına çıktığınızda, Osmanlı dönemi heykelleri:
İsa Behzat, Yervant Oskan... Biraz ilerlediğinizde Osman Hamdi'nin ünlü
"Sarı Cübbeli"si... ve tabi içinde 10 tane “Osman Hamdi” eseri
bulunan salon. Oğlunun ve kızının çocukluk portreleri, eşini resmettiği
ünlü "Mimozalı Oturan Kadın", evi, arkadaşı... Dünyanın başka
bir müzesinde, bu çapta bir ressama özel salon ayrılacağı kesin. Oysa içinde
bulunduğunuz, duvardaki resimlerin birbiriyle yarıştığı küçük bir oda.
Bu arada, müzenin deposunda Osman Hamdi’nin sergilenemeyen başka eserleri de
var.
Bence
çok önemli olan ilk kadın sanatçılarımız Melek Celal, Mihri Müşfik,
Hale Asaf’ın eserleri, İbrahim Çallı'nın meşhur "Çingene Kızlar"
ve "Manolyalar" eserleri de müzenin önemli eserleri arasında.
Sanat
tarihi ve plastik değerler açısından çok önemli bir eser: Halife Abdülmecit'in
yaptığı "Sarayda Beethoven". ki resime dikkatlice bakarsanız
halifenin kendisi de dinleyiciler arasında, yabancı ressamlar Salvatore Valeri,
Joseph Varnia-Zarzecki, Morris Utrillo, Andre Derrain, Leopold Levi, Amadeo
Preziosi... ve adını sayamadıklarım.
Bu
yıl, müzenin acil restorasyon ihtiyacıyla ilgili çıkan haberler belki yayın
organlarında gözünüze çarpmıştır. Şubat ayında Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdüllatif Şener, müzeyi ziyaret edip destek açıklamasında
bulunmuştu. 7 Nisan'da ise restorasyon için devletten 10 yıl boyunca verilmek
üzere 3 milyon YTL'lik yardım sözü geldi. Söz konusu ödeneğin bu yıl içinde
aktarılması ve restorasyonun başlaması gerekiyor.
Dünya
kültür başkenti olmaya aday bir şehrin belediyesinin bu kadar önemli
birikimi olan bir müzeye gerekli ilgiyi göstermesini umuyorum. Şansımız
odur ki İstanbul 2010 yılı Kültür Başkenti ilan edildiği için İstanbul
genelinde kültür, sanat, tarihi ve doğal güzellikleri meydana çıkarma
konusunda bir çalışma mutlaka yapılacaktır. Tahminime göre İstanbul Resim
Heykel Müzesi de bu süreçte restore edilerek kurtulacak İstanbul’un resmi
Boğazın heykeli olarak bu dünya şehrinde hakettiği konuma kavuşarak geleceğe
taşınacaktır. Kültüre ve sanata sahip çıkanlar olarak özlemle
bekliyoruz.
Fotoğraf
/ Yazı
Uğur
ÇELİKKOL
30
Haziran 2006
|