|
Tren
Nisan
sabahları serin olur. Güneş bir an önce çıksın ve ortalığı ısıtsın
diye bekler herkes, hatta doğa bile. İstasyonda bekleyen adam ellerini ovuştururken
bir taraftan da hareket saatlerinin yazılı olduğu panoya bakıyordu. Az
gerisinde 30 yaşlarında bir bayan gözlerini raylara dikmiş, hareketsiz bir
şekilde oturuyordu. “Sessiz
kendi halinde bir kasaba burası. Pek vasıta geçmez ama merak etme tren
mutlaka gelir” dedi adam, ellerini hala ovuşturuyordu. Kasaba da ki sessizliği
kırmızı boyalı trenin motor gürültüsü bozdu. Makinist düdük çalma
ihtiyacı bile duymadı. İstasyonda bulunan bir kaç insan çantalarını
paketlerini hazırladılar, elleri çantalarla doldu. Tren yavaşladı, durdu.
Sepetler, çantalar ve çuvallar dolduruldu trene... İstasyon görevlisi herşeyin
hazır olduğu işaretini verdi. Adam şimdi her iki eliyle “bayanı” uğurluyordu.
“Kütahya’ya varınca ara beni, haber ver sağ salim ulaştığını” diye
seslendi. Tren yavaş yavaş hareket ederken, sevgiliyle eller yavaş yavaş
birbirinden koptu, ardından gözler. Adam, kanatlanmak trenin yanında uçmak
istedi bir an. Tren ufukta kayboluncaya kadar el salladı. Belki de başka
elleri onun elleri sanarak.
Ayrılıklar,
kavuşmalar hep sakinleşti artık, duruldu. Gözyaşları, kucaklaşmalar azaldı
galiba garlarda. Camın ardında
kalan sevgililer sanki biraz daha uzaklaştı, yabancılaştı. Yoksa trensiz
bir şehirde büyüyen bana mı öyle geliyor?
Değirmisaz, istasyonuna gelmişiz. Vagonda bulunan camlardan bazıları açık
ve içeriyi hoş bir esinti yalıyor. Uykum geldi.Uzaklarda tek tük köyler, ve
doğanın kokusu; Çam ve kekik kokusu geliyor burnuma. Güzel bakımlı bir
istasyon daha; Emirler... Bir kişi indi galiba, ve ikisi bindi.
Bursalılar
trene hasrettir. Mudanya -Bursa arasında çalışan treni yaşayanlar hariç ne
yeni nesil bilir tren zevkini ne de yakın gelecekteki nesil bilecek gibi görünmüyor.
Bu
insanlar için tatil demek büyük şehre gitmek demek hala trene binmek demek.
Kompartıman seçmek, vagon seçmek ve sağınızda solunuzda akıp giden
manzarayı seyretmek demek. Takada tukada, takada tukada sesi bir saatten sonra
ninni gibi geliyor kulağa. Her kompartıman küçük bir oda gibi. Yeşil veya
mavi meşinden koltukları var. Pencerenin önünde küçük bir sehpası.
Koltukların üzerinde ise alüminyumdan bagaj yeri. Uçuşan perdelerde Devlet
demiryolları logosu var. Eski vagonların camlarında ayyıldız da bulunurmuş.
Tavşanlı’ya
gelmişiz. Eski istasyonun yerine kötü bir bina yapılmış. Dudak bükmekte
haklıyım. Siz de görseniz bana hak verirsiniz.
Mevsim
baharsa yazsa, tren yolculuğunun en güzel yanı pencerede yolculuk yapmaktır.Saçlarınızı
rüzgara bırakmak, rüzgar teninizi yaladıkça yanan yüzünüzü geri çekmek
ve daha sonra başınızı yine dışarı uzatmak. Tren yolu bir o yana bir bu
yana kıvrılırken önünüzdeki veya arkanızda kalan vagonlara bakmak “hani
geliyorlar mı” diye bu işin en tatlı yanıdır. Trenin kırmızı boyalı
lokomotifinin oyuncak tren gibi virajlarda bir görünüp, bir kaybolmasını, tünele
girmesini, çıkmasını izlerken diğer pencerelerdeki yolcularla ortak bu anı
paylaşmak tarifi zor bir heyecandır.
Güzelyurt,
Köprüören istasyonları...ve bu istasyonlarda yaşanan kısa misafirlikler.
Tren yavaş yavaş istasyonları geride bırakırken nice hayaller kurulur, anılar
gelir aklınıza ve terk ederken içiniz burkulur. Bir daha oradan ne zaman geçersiniz
bilinmez. Ve bir daha oradan geçtiğinizde istasyondaki bakışları aynı
yerinde bulurmusunuz, kimbilir?.
Yoncalıhamam,
Demirciören derken tren yolunun kenarında baharın ilk konukları gelincikleri
kimse fark etmiyor. Ne ipeksi kırmızılığını, ne narinliğini, ne kırılganlığını.
Papatya kümeleri de var. Yeşil fışkırmaya başlamış.
Her
gördüğünü içeriye dönerek annesi ve babasıyla paylaşan küçük kız çocuğu
yorulmadan usanmadan el sallıyor Kütahya’ya varmadan önce uğradığımız
son istasyonlarda ki insanlara ve yol boyunca tarlalarda çalışanlara. Hatta
öpücük bile gönderdi onlara kırk yıllık dost gibi. Rayların yalnız bekçileri
yol bekçilerinin yalnızlığına da ortak oldu küçük kız.
Bir
sayfa daha çevirdi kitabından tekli koltukta oturan amca, gözlüğünün üzerinden
dışarı baktı. “Kütahya’ya geldik mi ? “diye sordu.
Doğanın sesi ve kokusu ile yaptığımız bu kısa tren yolculuğu sanki içimizi
yıkadı, huzur bulduk. Herhangi bir yolculuk gibi yük olmadı, sırtımıza
binmedi.
Çinilerle bezeli yeni tren istasyonunun orta kapısından dışarı doğru yürürken
arkamda yine sallanan eller, hasretle buluşan insanlar var, ve onların hepsi
demiryolların tadını biliyorlar...
24
Nisan 2006 Fotoğraf: Balıköy İstasyonu/Uğur ÇELİKKOL
|