|
Atina
Mektubu
Merhaba
Arkadaslar,
Yeni
yýlýn ilk mektubunu size gavur ellerden, Atina’dan yazmak kýsmet oldu. Hemde
karla kapli bir Atina. Tarihinin en karli gunlerini yasayan Atina’dan. Bu
sefer ki yolculugum kuru, ama soguk bir Bursa sabahinda baslamisti. Biga’ya
yaklastigimizda ise kuru soguk yerini saganak yagmura birakmisti ki bu
Gelibolu’ya gecisimize kadar surdu. Yagmur damlalarinin siddetle yikadigi cama
zaman zaman otobusun silgecleri yetismiyordu. Lapseki’ye zamaninda yetismemize
ragmen arabali vapur doldugu icin 1 saat daha beklemek zorunda kaldik hemde
iskelenin tam ucunda …Turk olarak zorlama huyumuz vardir ya iste bizim soforde
koca otobus girer diye arabali vapurun sadece 1 otomobil alabilecek bolumunu
zorlamaya calisti ve tabi gorevliler tarafindan geri puskurtulerek iskelede
kaldik. Deniz eriyen karlar ve yogun yagis dolayisiyla mavi rengini yesile ve
cogu yerde de kahverengiye cevirmisti. Yolumuz uzerinde de bircok tarlalarin su
altinda kaldigina ve yamaclardan asagiya onune gelen herseyi beraberinde
surukleyen yeni derelerin olustuguna tanik oldum. 1 hafta once yagan kar henuz
erimemisken uzerine saganak yagmurun denk gelmesi bircok yerde sel olusmasina
sebep olmustu. Sabah 05:30 da gelmesi gereken otobus 40 dakika gec kalarak 06:10
da gelmisti . Sabahin o saatinde hikayeleri hic bitmeyen Gumulcine’li bir amca
boru gibi sesiyle sabah yatagimda biraktigim uykumun devamini getiremeyecegimi
bildiriyordu. Otobuste ki diger yolcular genelde sessizdi ki bunlarin icinde bir
de kopek vardi. Meger sabah ki gecikmenin sebebi de buymus; yok efendim kopek
otobuste seyahat edemezmis yok edermis derken zafer Gumulcineli bu hafif toplu
ve makyaji bol teyzenin olmustu. Kopek en onde sahibinin yaninda 2 numarali
koltukta oturarak ve bazende sofore karisarak seyahatini devam ettiriyordu.
Bende en onde oturuyordum ama otobus 2 katli oldugu icin neyse ki 2.katta en
onde… ve kopek yolcumuzu boru sesiyle hikayelerini, heyecanla anlatan ve her
turlu gelismeyi rapor eden Gumulcine’li Amca’dan ogrendim. Otobuste ki
toplam yolcu sayisi 25 civarindaydi. Bundan birkac gun once bu yolculugu
gerceklestiremezdik zira son zamanlarin en yogun kar yagisina maruz kalmisti
Marmara ve Trakya, hele Trakya ve Kuzey Yunanistan ki kar kalinligi ile ilgili
haberler insanlarin bu yolculuga cikmasina engel olurdu. “ Bundan 2 gun once
buralarda en az 1 metre kar vardi simdi hep erimis “ dedi Mustafa ve amcasinin
oglu Emin. Onlarda Gumulcine’de yasiyorlardi ve hem akrabalarini gormek hemde
Bursa”da alisveris yapmak icin 2-3 gunlugune kacmislardi memleketlerinden
Bayrami’da bahane ederek. Simdi ise eve geri donuyorlardi. Hos, sonra carsi
pazar dolasmaktan kimseyi gormemislerdi ya neyse… Mustafa Gumulcine’de bir
marangoz, ilkokulu bitirmis . Bir ara Istanbul’a yollamislar okusun diye ama
fazla durmamis, sikilmis ve geri donmus sonra da egitim hayatini noktalamis.
Eminde oyle , ona yardim ediyor. Okumamis hayata atilmis ve iste bu marangoz
atolyesinde calisiyor. “Sen ne tarafa gidiyorsun “ diye sorduklarinda tabi
ki hikayemiz uzun fazla derinlere dalmamak icin ‘Serez’e gidecegim” dedim.
“Iskece’ de inecegim oradan Trenle Serez’e ” dedim. Tabi ki bu o bolgede
yasayan Turkler icin normal degildi yani zaten bu otobuslerle cogunlukla
Dedeagac, Gumulcine ve Iskece yoresinde yasayan Turkler seyahat ederdi, ustelik
Serez’de de yasayan Turk kalmamisti ben oraya ne yapmaya gidiyordum? “
Serezde var mi akraban” diye sordu Emin. “Hayir” dedim “Ben oraya Yunan
arkadaslarimla bulusmaya gidiyorum, daha sonra Selanik”e gidecegiz. Yolcu
salonlarina su dolmus eski vapurumuzla yari kahverengi, yari mavi Canakkale
Bogazini gecmis Gelibolu”ya varmistik. Bundan sonra sinira 1.5 saatlik bir
yolumuz vardi. Yol boyunca heryerin sular altinda kaldigina tanik olduk, eriyen
karlarin sebep oldugu sel sulari her yeri kaplamisti. Kesani gectikten sonra
birkac gun once yagan karin ne kadar ciddi boyutlarda oldugunu anlamistim.
Otobusumuz 3 seritli yolda makinalar tarafindan acilabilmis tek serittten
gecerek yavas yavas ilerliyordu zira Kesan’dan sonra Ipsala’ya kadar olan
bolumde karlar biraz erimis olmasina ragmen don vardi. Agaclar ve bitkiler
muhtemelen sabah gerceklesmis yagmur ve sonrasinda ki don sonucunda birer
kristal doga harikasina donusmustu.
Sinirda
Turk tarafinda fazla oyalanmadik. Her zaman oldugu gibi endisemiz Yunan tarafi
ile ilgiliydi. Yari donmus Meric nehrini gecerken uzerinde gittigimiz kirmizi
beyaz boyali kopru yarisindan itibaren mavi beyaz olmustu ve uzerinde soguktan
donarak nobet tutan askerlerin kulubelerinden kipirdamaya hic niyetleri yoktu.
Gun
Noel”di. Yani Noel gecesinin tam ertesi gunu 25 Aralik …Yunan gumruk
gorevlileri yerinde yoktu. Oturdugum yerden onlarin ogle yemegi yediklerini ve
bir sofra etrafinda toplanmis halde ouzo”larini yudumladiklarini
gorebiliyordum. Gelsin ouzolar gitsin saraplar…Oyle ya Bugun Noeldi, onlar su
anda evlerinde ve sevdikleriyle sofralarda oturan ve bu onemli gunu kutlayan
insanlar gibi olmasa da sinirda bunu bir nebze de olsa kutlamaliydilar.
Dolayisiyla islemlerimiz cabuk yapildi. Hatta sadece Turk Pasaportu olanlari
topladilar, Gumulcineli ve Iskeceli vatandaslarimizin Yunan Pasaportlari vardi
ve onlar soforun verdigi listeden daha sonra giris yapilacakti. Turk pasaportu
olan birkac kisiden biri olan benim icinde bu gecis zor olmamisti zira bu
Yunanistan’a 10. kez girisim oluyordu. Son zamanlarda yasanan en kolay
gecislerden biri sonrasi ilk duragimiz Dedeagac sehri oldu. Daha once ayni
guzergahta yolcu tasiyan baska firmalar vardi fakat son yapilan anlasmalar
sonucunda yolcu tasimaciligi istanbullu firmalar ve OSE Yunan demiryollari
tarafindan gerceklestirilmeye baslamisti , dolayisiyla Dedeagac Tren istasyonuna
da ugrayarak soforlerin belgelerini imzalatmalari gerekiyordu. Sinirdan sonra
hava kapali, yer yer kar yiginlari goruluyordu ama bunlar Gumulcine’ye
yaklastikca gittikce azaldi. Otobusumuz nazar degmesin saaate 50- 60 km hizla
giderek bana adeta “Kendini uzme ama Iskece’de ki trene yetisemeyeceksin”
mesaji veriyordu. Sorun her zamanki gibi otobusun arizali olmasiydi. Ben cok
seyahat etmedim bu guzergahta ama hikayeler anlatmaya merakli Gumulcine’li
Amca basta olmak uzere herkes senelerdir yaptiklari macerali yolculuklari ve
anilarini anlatageldiler yolculuk boyunca. Otobusumuz Turk ve Rum koyleri
arasinda ilerliyordu. Bu sirada da bazi yolcular koylerde iniyor onlari bekleyen
akrabalariyla evlerine dogru gidiyorlardi. Bazi koylerde Cami ve Kiliseyi
yanyana gormek mumkundu. Marangoz Mustafa “Buralarda Turkluk coktur ama
Iskeceden ote az, gerci bizim buralardan bircok insan calismak amaciyla ulkenin
degisik yerlerine dagilmistir” diyor. Yunan yetkililerin kabul etmek
istemedigi ve Musluman Azinlik olarak bahsettigi Bati Trakya Turklerinin durumu
gunumuzde eskiye gore daha rahat gorunuyor. Eskiden maruz kaldiklari baskilar
biraz daha hafiflemis gibi, en azindan rahatca dolasip istediklerini yapiyorlar
ama bu, durumun ilerde tersine donmeyeceginin garantisi degil elbet. Gumulcine
cok hareketli bir sehir. Nufusu son yillarda yuz bine dayanmis. Restaurant ,kafetarya
ve sosyal hayata dair mekanlarla dolu bir meydani var. Uzulerek soylemeliyim ama
Bursa’da bu olculerde, insanlarin toplanabilecegi genis ve guzel bir meydan
yok. Mustafa beni misafir etmek istiyor ozellikle gece hayatinin cok renkli
oldugundan bahsediyor ve beni aksam yemegine cagiriyor. Benim ise yolum uzun ve
Iskece’ye bir an once varmam gerekiyor zira gerek yol ve hava kosullarindan
gerekse otobusumuz yavas geldigi icin bayagi gec kaldim. Eger rotar yapmadiysa
da treni kacirmis olmaliyim. Otobus Gumulcine sehrinde Merkez Camiinin onunde
duruyor. Bircok kisi burada iniyor. Bizim ise yaklasik 1 saatten az bir yolumuz
var Iskece’ye. Bakalim nasil gidecegim Serez”e. Hava kararmaya basladi saat
17:00. Iskece de otobus terminalinde iniyorum. Tatil gunu olmasi sesbebiyle
ortalik sakin ve kalkmaya hazirlanan tek bir otobus var o da Kavala’ya.
Iceriye girip sormak lazim Drama’ya otobus varmi diye. Aklimda Drama’ya
gitmek oradan da Serez’e baska bir otobus ile gitmek var. Saat 19:30’ da
Drama’dan Sereze bir otobus oldugunu biliyorum. Ote yandan tren coktan gecmis
olmali diye dusunuyorum. Normal sartlarda saat 16:35’te Iskece’de olmasi
gerekiyor. Benim saatim ise 17:30’ u geciyor. Ben otobus terminaline dogru
yururken kapida duran son otobuste kalkiyor. Bize bir Iskece gecesi mi gozukuyor
dersiniz? Otobus yok. Herseye ragmen bir taksiye binip tren istasyonuna
gitmeliyim. Durdurdugum taksi soforu yolda yabanci oldugumu anlayinca nereli
oldugumu soruyor. Bende ona Turkiye’den geldigimi soyluyorum. Sanirim taksi
soforu de butun gun sikilmis, dili dondugunce basliyor anlatmaya istanbul soyle
Izmir boyle diye… Istasyona gelince de bana rehberlik yapiyor, birlikte
istasyon binasina giderek tren olup olmadigini soruyoruz. O da ne tren hala
gecmemis, evet inanmayacaksiniz ama tren rotar yapmis ve istasyon sefi yarim
saate kadar gelecek diyor. Taksi soforu ile vedalasiyoruz , ayrilirken bana
“merhaba arkadas” demeyi de ihmal etmiyor. Belli ki Iskece sehri de karli
gunler gecirmis sagda solda erimemis kar yiginlari goze carpiyor. Tren gelene
kadar bekleme salonunda ki sessizligi trenin gelis saatini takip eden baska
yolcularla paylasiyorum. Aralarinda zaman zaman turkce konusanlar da var, buyuk
ihtimalle orada yasayan Turklerden olmalilar.
Istasyon
sefinin dudugu ile kucuk bir hareketlilik basliyor Iskece Tren Istasyonunda,
tren geliyor, yavasliyor…fazla yolcusu yok. Bindigim vagondaki ilk
kompartimana giriyorum. Yorulmusum, koltuga oturunca gozlerimi kapatiyorum. Tren
raylarin uzerinde kaymaya basliyor, gecenin karanligini aydinlatan sadece
durdugumuz istasyonlar ve gectigimiz yerlesim yerleri. Dalip gitmisim, koridorda
avazi ciktigi kadar bagirarak konusan bir Turk Cingenesi beni uyandiriyor.
Kalkip bende koridora cikiyorum. Camdan disarisini seyretmeye basliyorum. Kuzeye
dogru gittikce karla kapli koyler artiyor. Bu arada esmer vatandaslarda yuksek
sesle sakalasmalarini ve sohbetlerini surduruyorlar. Dayanamayarak “ne ses
varmis be sende koca Trakyali diye laf atiyorum” Tabi be ya ne sanirsin “
diyerek tam bir Trakyali aksani ile bana konusuyor…Ailesi kompartimanda
oturuyor. Az sonra dayanamayarak yanima geliyor ve ayakustu basliyoruz sohbete.
O da sasiriyor Sereze gitmeme, kendisi buralarda is bulamadigi icin Atina
yakininda bir fabrikada calistigini soyluyor. “ Teyzem vefat etti be onun icin
cenazeye geldim ama izin almadim corbacidan, farketmeden donerim geriye”
diyerek patronundan izinsiz Gumulcine’ye geldigini ve isinin basina dondugunu
belirtiyor bana . Tren hizla ilerliyor, karla kapli Drama istasyonunda mola
veriyoruz hemde karsidan gelen baska bir treni bekliyoruz. Artik Serez’e 1
saatlik bir yolculugumuz kaldi. Gecen o kadar saatten sonra 1 saatlik sure nasil
olsa gecer diye dusunerek kompartimanda benimle birlikte Serez’de inecek bir
ogrenci kizla sohbete basliyorum. Sohbetin konusu belli; Turkiye’ ye gelmek
istediginden Istanbul’dan bahsediyor bana…Yunan halkinin cogunda bir Anadolu
ozlemi bir Istanbul ozlemi bir Izmir ozlemi var… Serez istasyonu hareketli,
trenin kisa molasinda bircok insan inip biniyor. Kalabaligin arasinda arkadasim
Dina bana el salliyor. Serez Istasyonu bana Kirklareli’yi hatirlatiyor…
Anneannemlerin mahallesini animsatan da bircok sokak ve ev var. Sehir merkezinde
benim gorebildigim 3 tane cami var Osmanli doneminden kalma. Gerek istasyon
binasi gerek istasyondan sehir merkezine giden yol sanki Kirklareli sehir
merkezine gidiyormusum hissini veriyor bana. Serezde kar cok, 1 metreden fazla
kar oldugundan bahsediyorlar. Simdi ise 40-50 cm civarinda ve her yer buz…
Birkac satir yazmak isterken bu mektup Padisahin fermanindan beter oldu… Size
buralarda ki yeni yil heyecanindan ve isil isil caddelerden, evlerden bahsetmek
isterken neredeyse tum yolculugumu anlatirken buldum kendimi.
Degisik
bir donemde Yunanistandayim aslinda. Yunan Basbakaninin yeniyil aksami saat
geceyarisini gecince Avrupa Birligine uye ulkeler tarafindan 2002 yili ile
birlikte kullanilmasina baslanan Euro para birimini sembolik olarak bir bankanin
bankamatik’inden cekmesi goruntuleri tum televizyonlarda yayinlandi. Bu an
ayni zamanda Avrupa’nin en eski para birimi Drahmi’yi de gecmise gomuyordu.
Yunan halki hala bunu hazmedemiyor. Ama kolay degil Avrupa Birligi uyesi olmak
buna da katlanacaksiniz artik. En azindan bizler gibi oyalanmiyorsunuz, her
isinize karisilmiyor Avrupa Birligine gireceksiniz diye. Hos bizim hic bir zaman
girecegimiz yok ya…Maksat gundem bos kalmasin. Bundan 55 –60 yil once
Turkiye ekonomisi rahat ve hicbiryere borcu harci yokken o zaman savastan yeni
cikmis Yunan halki acliktan ve ekonomik sikintidan zor gunler geciriyordu. O
donemde bircok Rum Istanbul basta olmak uzere Turkiye’ye is bulmak ve calismak
amaciyla geliyordu. Birde gunumuzdeki duruma bakalim. Televizyonu ne zaman
acsaniz, Turkiyenin degisik limanlarindan kalkmis hurda yigini gemiler veya
balikci tekneleri ile yuzlerce insan kapagi Yunan adalarina veya Yunanistan’a
atmaya calisiyor. Bunlarin icinde Uzakdogulusu, Arabi oldugu kadar Turklerde
var. Bu bircogumuzun gorupte derinliklerine inmedigimiz bir konu aslinda.
Yurdumuzda insanlar ac, insanlar bencillesmis durumda dolayisiyla sosyal bir
insan olarak yasamanin gereklerine ait bircok guzelligi de coktan unutmusuz veya
ikinci ucuncu plana atmisiz. Bu degisim sureci daha ne kadar surecek
bilemiyorum. Atina’yi bu son ziyaretimde daha once hic gormedigim kadar gocmen
gordugumu soylemeliyim. Bazi meydanlarda yerel halktan cok uzakdogulu insanlarin
oldugunu gozlemledim. Ote yandan da bu insanlarin ulkeye hemen kabul
edilmedikleri izlenimi verilmesine karsin aslinda Yunan Devlet politikasina gore
kabul edildikleri ve daha sonra cocuklarinin daha kucuk yaslardan itibaren Yunan
okullarinda egitim almaya baslayarak bir nevi Yunanistan nufusuna katki
yapildigini ogrendim. Bir zaman sonra Yunan halkina benzemeyen Filipinli, Hintli
uzakdogulu yunanca konusan Yunan vatandasi yapilmis insanlarin nufusunun 1
milyonu gectigini duyarsaniz sasirmamalisiniz.
Yunanistan’in
nufusunun artirilmasi amaciyla ailelere farkli tesvik kampanyalari
duzenlendigini de konu acilmisken sizlere soylemeliyim. 3 cocuktan sonra 4.cocugu
olan ailelerin neredeyse yari fiyatina denebilecek indirimlerle araba sahibi
olduklarini Selanik’te oturan bir arkadasimin ailesinden biliyorum. Belki de
bu konuda da bizden ogrenecekleri bazi seyler var.
Laf
lafi acti ve nerelere kadar geldim. Bu acele yazdigim mektubumda olan hatalardan
ozellikle klavye ( Yunan klavye J ) ‘den kaynaklanan hatalarimin kusuruna
bakmayin. Dahah anlatacak cok seyim vardi ama onlarda baska mektuba kalsin.
Bu
mektubu burada noktalamak istiyorum. Az sonra yuruyuse cikacagim. Atina’da
gece ve kar nasil oluyor bakalim… Karli Atina’dan cektigim birkac kare
yakinda Bursa’da olacak, umarim bir aksam hep birlikte oturup Karli Atina
fotograflarina bakariz…Bu arada insallah bugun kapali olan El. Venezelios
havaalani yarin veya sali gunu acilir. Yoksa ….. Eyvaaaaaahhhhhh…….
05-06.01.2002
|