Gezi Yazıları - 16 -
 

Yazı ve fotoğraflar: Uğur ÇELİKKOL ağustos 2007

 

Yunanistan’daki Türk Eserleri

 

Gezmeyi yaşam tarzı seçmemin ve mesleğimin bir sonucu olarak komşu ülke Yunanistan’a  yaptığım her ziyaretim bana heyecan vermiştir. Komşuya yaptığım ziyaretlerde gerek aile büyüklerimizin bir kısmının Osmanlı döneminde gittikleri kuzey Yunanistan’da yaşamış olması gerekse Osmanlı döneminden günümüze kadar ulaşmayı başarmış izlerin sıcak duygusu ve insanların misafirperverliği içimi her zaman sarmıştır. Mesleğimin bana öğrettiği gözle medeniyetlere ait izleri ayırmak ve hangi döneme ait olduklarını tahmin ederek onları belgelemek gibi bir alışkanlığım oluştu. Hal böyle olunca komşu ülke Yunanistan’a yaptığım ziyaretlerimde de Osmanlı dönemi eserlerini fırsat buldukça tespit ederek belgeleme imkanı buldum.

Osmanlı döneminde Türkler, gittikleri her yerde olduğu gibi Yunanistan’da da halkın dini, sosyal, ticari ve estetik ihtiyaçlarını karşılamak için pek çok eser meydana getirdiler.

Osmanlı dönemi kayıtlarına ve Osmanlı devri Türk mimarisini meçhul olmaktan kurtaran adam olarak tarihe geçen mimar tarihçi Ekrem Hakkı Ayverdi’nin çeşitli vesikalardan yaptığı tespitlere göre Osmanlı İmparatorluğu, Yunanistan topraklarında 2336’sı cami ve mescit, 182’si medrese, 7’si darüşşüfa, 315’i mektep, 307’si tekke, 65’i imaret, 171’i han, 134’ü hamam, 30’u türbe, 5’i saat kulesi, 25’i köprü, 22’si kale, 10’u kervansaray, 20’isi çeşme, 6’sı su kemeri, 4’dü sebil, 147’si hayrat olmak üzere toplam 3781 tane eser bırakmışlardır. Ayverdi’nin tespit ettiği bu rakamlar, Yunanistan’daki Türk varlığı hakkında fazla bilgisi olmayan veya Yunanistan’a sadece yaz tatilinde giden bazı okuyucularımız için biraz şaşırtıcı gibi gözükse de aslında doğrudur.

Yüzyıllarca tabiatın, ihmalin ve savaşların hırpalayan etkisiyle mücadele etmek zorunda kalan, üstelik şehirlerin modernleşme sürecinde de sürekli hor görülen bu yapıların belki de bahsi geçen sayıdan fazla olması bile beklenebilir.

 

Ne yazık ki, bu eserlerden ancak birkaç yüz tanesi günümüze ulaşabilmiştir. Bunda tabii Yunanistan’ın deprem ülkesi olmasının ve başından geçen savaşların büyük rolü vardır. 1917 yılında yaşanan büyük Selanik yangını gibi büyük şehir yangınlarını da gözardı etmemek gerekir.  Yunanlıların Türk ‘lere karşı 1820’lerden itibaren yürüttükleri savaşlarda pek çok Türk eserinin yok olduğu da tahmin edilmektedir. Türkler balkan harbini takiben Yunanistan’dan çekildikten sonra buralarda Türk izlerini mümkün olduğunca silmeye yönelik çalışmaların olduğu, 2. Dünya savaşı sırasında şehirlerin Alman uçaklarınca bombalanması sırasında, ise birçok yapı gibi Türk anıtlarının da yok olduğunu hatırlamak gerekir.

 

Olumsuz şartlara rağmen ayakta kalmayı başarabilen mimarlık eserlerini dikkate alarak Yunanistan’daki Türk sanatı ve mimarisi hakkında bir fikir edinmek mümkün olmaktadır. Bu eserler, plan ve mimari bakımdan devrinin Anadolu ‘daki örneklerinin  Yunanistan’daki devamıdır. Zaviyeli camiler denen bir plan şemaası aynı yıllarda Anadolu ‘da nasıl yaygın bir şekilde kullanılmışsa Selanik’te, Alacaimaret’te ve Gümülcine Evronos Bey imaretinde de aynı şekilde kullanılmıştır. Hatta bunların duvar örgü tekniği de Anadolu ‘da hatta Bursa’da erken Osmanlı devri eserlerinde gördüğümüz tekniktir. İstanbul ‘un fethiyle başlayıp kendisini merkezdeki büyük bir kubbe ve onun etrafındaki daha alçak ve küçük kubbe ya da tonozlarla belli eden klasik Osmanlı mimari anlayışını hemen hemen aynı yıllarda Yunanistan’daki Türk eserlerinde de görmekteyiz. Camilerin kapı, mihrab,  mimber, minare ve çini tezyinat gibi unsurları da Anadolu ‘daki örneklerine paralellik gösterir. Gerek anakara Yunanistan’da, gerek Rodos, Girit, Midilli gibi büyük gibi adalarda 18. yüzyıldan sonra yapılan süslemelerde, Batılı motifler, Anadolu’da ki Türk eserlerine göre daha fazla kullanılmış gözüküyor. Bunun yanında Türk sivil ve dini mimarisini Atina’daki özellikle 16. asırda yapılan ortodoks dini binalarının plan ve inşaat tekniklerini etkilediği Balkanlardaki Osmanlı tarihi ve sanat eserleri konusunda tarafsız bir otorite kabul edilen Hollandalı Prof.Dr. Machiel KİEL tarafından ifade edilmektedir.

Yunanistan’daki ev mimarisi ise bölgeden bölgeye büyük farklılıklar arz etmekte birlikte bazı yerleşim yerlerinde aynı Anadolu’daki ahşap Osmanlı evlerinin benzerleri görülebilir. Yunanistan’ın büyük adalarından Rodos, kemerli dar sokakları ve evlerinin sokağa bakan cepheleriyle anakara Yunanistan’dan oldukça farklı ve Akdeniz’e has bir sivil mimari görünümü sergilerken, bir başka büyük ada Midilli adasında neo klasik evlerin yanısıra adanın kuzeyinde yar alan Sigri veya Molivos gibi yerleşimlerde Osmanlı mimarisinin etkisi sokak çeşmelerinde, evlerde ve Sigri kalesinde görülebilmektedir. Öte yandan Kikladik adalar topluluğuna mensup Santorini, Mikonos, Amorgos, Paros vs gibi turistik adalarda ise tamamıyla Akdeniz ve Ege ‘ye has beyaz boyalı taş evler göze çarpmaktadır.  Ama Osmanlı hakimiyet yıllarından günümüze intikal etmiş olan yerleşim yerlerinde ve anakara Yunanistan’ın hiç tahmin edilemeyecek yerlerinde bile örneğin; Volos-Pelion dağı eteklerinde yer alan Tsangarada, Makrynitsa,Vyzitsa gibi köylerde,  Gümülcine, İskeçe, Kavala, Selanik ‘i içine alan kuzeyin büyük bir bölümündeki evlerde, İstanbul ve Batı Anadolu’nun duvar örgü tekniğini, hareketli cephe anlayışını eli böğründeler üzerine oturan cumbalarını ve kafesli pencerelerini görmek mümkündür.

Gümülcine ve İskeçe gibi Türk nüfusunun yoğun olduğu Batı Trakya ‘da ki yerlerde camiler ibadete açık iseler de, diğer yerler için aynı şeyi söylemek pek mümkün değildir. Mesela Rodos’ta çok sayıdaki camiden sadece İbrahim paşa cami ibadete açıktır. İstanköy’ deki Defterdar camii ise sadece Cuma vakitleri için açılmaktadır. Diğer birçok şehirdeki camilerin bir kısmı harab olmuş bir kısmı depo yapılmış, şanslı olan ve turistik merkezde bulunan birkaç tanesi ise müze haline getirilmiştir. Medrese, Türbe, Tekke gibi fonksiyonlarını yitirmiş eserler daha bakımsız vaziyettedir. Bir çok eserin görüntüsü, tamir gerekçesiyle kurulan ve artık çürümeye yüz tutmuş olan ahşap iskelelerle veya duvarlara destek olarak yerleştirilen kalaslarla tamamen bozulmuştur. Bunun yanında, tamir edilmiş olan eserlerde yok değildir. 

 

Selanik ve Kavala'da Osmanlı döneminden kalan binalar, otel yapılıyor. Bristol ve İmaret otelleri, restorasyon uygulamasının Yunanistan’ daki başarılı örneklerinden. Larissa ve Atina’da yer alan eski Osmanlı camilerinin müze olarak kullanılması sevindirici. Yaşadığımız şehir Bursa’nın merkezi ve köylerinde de buna benzer örneklerin artırılması, orjinali, bir kilise olan Mudanya’daki Uğur Mumcu Kültür merkezi gibi, örneklerin restore edilerek en azından kültür merkezi, müze, toplantı salonu vs yapılması, turizme kazandırılması suyun öte yanındaki topluma verilebilecek en güzel mesaj değil midir?

Öte yandan her iki ülkede yaşama savaşı veren kültürel mirasın kurtarılmasına yönelik bazı sivil toplum kuruluşlarının girişimleri de yok değildir.

Lozan Mübadilleri Vakfının öncülüğünde Türkiye’den Mustafapaşa (Nevşehir/ Kapadokya/ Sinasos) Belediyesi, Mimarlar Odası, Koruma ve Restorasyon Uzmanları Derneği ile Yunanistan’dan Hellenic ICOMOS’un ortaklığında yürütülen projenin Türkiye ayağı ise 18-23 Eylül 2004 tarihlerinde Kapadokya Mustafapaşa’da gerçekleştirilmişti.

Türkiye ile Yunanistan’da Nüfus Mübadelesinden Kalan Mimari Mirasın Korunması ile İlgili Yerel Bilincin Geliştirilmesi” kısa adı ile “Ortak Kültür Mirasımızı Birlikte Koruyalım” projesinin Yunanistan ayağı ise 21-27 Ekim 2004 tarihlerinde Girit’in Resmo (Rethymno) kentinde yapılmıştı.

Balkanlardaki Türk kültür ve medeniyetinin Yunanistan ayağının canlı bir belgesi olan yapıların sayısı ne yazık ki her geçen gün biraz daha azalmaktadır. Bu sebeple, bunların dikkatli birer röleveleri’ nin alınması, resimlerinin çekilmesi yada en azından restore edilerek kültür merkezi, toplantı salonu, turizme yönelik vs amaçla kullanılması bu anıtların yaşamasına ve gelecek kuşaklara taşınmasına yardımcı olacaktır.

 

Her iki komşu ülkedeki kültürel izlerin kaderine terkedilmek yerine korunması dünya kültürel mirasına saygının bir gereğidir. Hepsinden önemlisi yeni nesillerin geçmişini öğrenerek ona sahip çıkmasını sağlayacak ve toplumlar arası dostlukları pekiştirecektir.

Uğur ÇELİKKOL

31 ağustos 2007

 

 

Karagöz Turizm Seyahat Acentası
Kapalıçarşı Eski Aynalı Çarşı No:4 16020 Bursa -Türkiye
Tel/Fax: 224 2218727 - 2205350