Gezi Yazıları - 15 -
 

Yazan: Uğur ÇELİKKOL

Ege’nin Şirinlik Abidesi “ŞİRİNCE”

 

YAZI VE FOTOĞRAFLAR : UĞUR ÇELİKKOL

ugurcelikkol@karagoztravel.com

 

İki yamaca yayılmış taş evleri, bağları, bahçeleri, zeytinlikleri, ballı yemişler veren incir ağaçları, ev yapımı şarapları ve saf zeytinyağları ile ünlü Şirince’ye gitmek için Selçuk ve Efes’in büyüsünden uzak durmalı onlara başka bir zaman ayırmalısınız. Selçuk’un içinden geçip zeytinlikler arasında başlayan yol, gözleri hüzünle bakan mübadele insanlarının yaşadığı şirin mi şirin bir Rum köyüne ulaştırır sizi.

 

Yürüyorum Şirince’nin şirin sokaklarında...

Kolları yerlere kadar yüklü cömert zeytin ağaçları, yanı başlarında yaşanmış acılara, ayrılıklara, hasretlere kayıtsız; yüzyıllık sessizlikte.

Ak köpüklü Ege’ye kadar uzanan, görmüş geçirmiş Efes Ovası da bir zamanlar olup bitenlere akıl erdirememiş belli ki...Uzaktan sessizce bakıyor.

 

-----

 

“” Köyün yakınında Efes harabeleri vardı. O da umurumuzda değildi, doğrusunu isterseniz.Kendi köy evlerimiz, silmesinden eşiğine kadar eski devirden kalma süslerle yüklüydü zaten. “

Dido Sotiriou

“Benden Selam Söyle Anadoluya kitabından”

 

Çoluk çocuk gidiyorlar. Genç yaşlı demeden. Yüreklerinde hep bir gün dönme ümidi. Kimi kızının çeyizini alıyor yanına, kimi en sevdiği ikonayı. Kimi evinin anahtarını, kardeşi gibi bildiği Türk komşusuna emanet ediyor. Siyah elbiseli yaşlı kadın, son kez daha suluyor saksıdaki çiçeklerini. At üstünde, katırla yada yayan, terk ediyorlar; doğup büyüdükleri toprakları, kendi evleriyle yaptıkları evleri, kiliseleri, bereketli tarlalarını, bahçelerini, incir, zeytin yüklü ağaçlarını, hayvanlarını bırakıp gidiyorlar...

 

----------

 

Otlarda hafif bir hışırtı... Öğleden sonranın sessizliğiyle sarılı zeytin ağaçları kımıldanıyor. Burada her mevsim güzel. Hele birde mevsim yaz, yürek de sevda doluysa... “ Hele kirazlar iyice kızarıp da Aya Tria yortusu gelip dayandığında, erkek olan, at üzerin de yalnız mı gezerdi!.. Gece gündüz kırlar da keman, kemençe, dümbelek, santur sesleri yankılanır; ağaçların gölgesinde halk oyunları birbirini kovalardı. Rüzgarın öpücükleri, ay ışığını okşayışlarıyla hızlanan ince, zarif vücutlar, gökyüzüne doğru sıçrar dururdu güneş doğuncaya dek. Ve sabahleyin iş elbiselerini giyip çapaya el atacak vakti, güçlükle bulurduk.”

Böyle anlatıyor, Dido Sotiriou, Benden Selam Söyle Anadolu’ya adlı eserinde...

Aydın doğumlu yazar, kitabın arka kapağında, o bildik bereli fotoğrafıyla gülümsüyor. “Şu yeryüzünde cennet diye bir şey varsa, bizim Kırkınca o cennetin bir parçası olsa gerekti,” diyen Sotiriou’nun çocukluğu Şirince’de yani o zamanki adıyla Kırkınca’da geçmiş. O da daha pek çoğu gibi, doğup büyüdüğü toprakları geride bırakarak 1922’de Anadolu’dan Yunanistan’a göçmüş. Ama ilk çocukluk anıları, komşuları, sokakta birlikte oyunlar kurduğu Türk ve Rum çocuklar, hala taptaze belleğinde...

 

 

 

Dar sokaklarda tezgah kurmuş el işi ürünlerini satmaya çalışan üçüncü kuşak göçmenlerden Fatma Hanım . “ Geçen yıl Yunanistan’dan buraya gelenler oldu. Dedelerinin evine gelmişler. Ağlayıp hep kapılarını öptüler. Aynı bizim gibi Türkçe konuşuyorlar. Kılık kıyafetleri bile bizimle aynı. Bu Türk, bu Rum diye hiç ayırt edemezsin.”

 

Hem anlatıyor,hem de elindeki tığ ile iş yapıyor Fatma Hanım. Ne yapsın, Şirince hafta sonları çok kalabalık oluyor. Tezgahında mal olmalı. Dedeleri Büyük Mübadele’de Yunanistan’dan göçmüş bu topraklara. Şirince 19.yüzyılda Osmanlı yönetimi altında, Rumların oturduğu 1800 haneli bir köy. 15 Mayıs 1919’da Yunanlar İzmir’i işgal edip Şirince’ye girdiklerinde, Yunan ordusuna buradan gönüllü asker sağlandığı biliniyor. İzmir’in kurtuluşu ile birlikte boşalan köye, 1924’te Selanik’ten Provusta’dan Kavala’dan gelen Türk aileleri yerleştiriyor. O günlerde köye gelenlerin sayısı 4 bin civarında.

 

Yerlerinden yurtlarından edilen göçmenler bu yeni çevreye, Şirince’ye alışamıyor önceleri . Yoksulluk, hastalık, devletin ilgisizliği ilk yıllarda onlara rahat yüzü vermiyor. Bu toprakların iklimi uymuyor bildiklerine, nesiller boyu görüp öğrendiklerine. Zeytin ağacının nasıl yetiştirildiğini, ürünün nasıl toplanıp, işlenip zeytinyağı çıkarıldığını bilemiyorlar.

 

Ailelerin çoğu, daha iyi şartlara kavuşmak amacıyla Selçuk’a göçüyor. Bugün 185 haneli köyde yaklaşık 800 kişi yaşamakta.

 

1986 yılında köy, 1997’de de çevresi Sit alanı oluyor. Bu içimize biraz olsun su serpse de köyün görünümünü rahatsız eden derme çatma yapılar gözümden kaçmıyor. Şirince’nin geleneksel mimarisinin bir envanterini çıkaracak, buraya ne tür kapılar, pencereler yapılabileceğini, neyin kanuna aykırı olacağını halka anlatacak ve herşeyden önemlisi bunun için kredi verebilecek bir vakfın kurulmasına ihtiyaç var.

 

Evlerin hepside yüzyıl öncesinden kalma. Daha uzun yıllar ayakta kalabilmek için sahiplerinden ve devletten yardım elinin uzanmasını bekliyorlar. O evler ki aynı Karaköy’ deki ( eski adıyla Levissi ) gibi güneşi selamlıyor. Birbirinin özgürlüğüne saygılı, biri diğerinin gök yüzünü çalmadan alçakgönüllü bir edayla yeşillikler içindeki yamaca sırtlarını dayamışlar. Hepsi de koca bir tarihin sessiz bir tanığı. Öylesine değerli bizim için, Şirince için. Ama, daracık yokuş sokaklarında bile zeytin ağacı yetişen Şirince de, evler de içinde yaşayanlarıyla, buranın köylüleri ile güzel. Gelenekleri, görenekleri, evlerde yapılan köy ekmeği, pekmezi, şarabı, bağbozumuyla güzel. Dağdaki mis kokulu kekiği, adaçayını elleriyle toplayıp demet demet satan köylüleri ile güzel...

 

Turizm, Şirince için sihirli değnek. Şirince’de  Bağbozomu ve Şarap Festivali yapılıyor. 80’li yılların sonunda Kuşadası ve Efes civarında çalışan turist rehberleri burayı keşfedince, köyün talihi birden değişivermiş. Aslında, nasıl oldu da daha önce keşfedilmedi diye şaşmak gerek. Selçuk’a yalnızca 8 kilometre uzaklıktaki köy; Efes, Meryem Ana Evi, Yediuyurlar Mağarası, Priene, Milet, Kuşadası gibi tarihi ve turistik merkezlere bir adım mesafede. 1980’lerde burayı bir avuç insan bilmezken, günümüzde her mevsim gidilen yer olmuş Şirince. Pansiyonculuk yaygınlaşmış.

 

Eskiden bir Rum okulu olan Artemis Şarap Evi, tam köyün girişinde ki tepeye yerlemiş. Manzarayı kuru sözcüklerle anlatmaya imkan yok beyaz badanalı, güzelim köy evlerine kol kanat geren dağları ve zeytin ağaçlarını buradan görebilir, yöresel şarabın tadına bakılabilir.

 

Şirincede ilk yerleşimin 1900 yıl kadar önce başladığı anlatılıyor. Bir söylenceye göre köyün geçmişi MS 5. yüzyılda başlıyor. Kilometrelerce öteden getirdiği alüvyonlarla ovasını bereketlendiren Küçük Menderes, bir yandan gümüş bir yılan gibi kıvrıla kıvrıla geçtiği topraklarda uygarlıklar yaratırken bir yandanda acımasız bir tanrı gibi kayıtsız kalmış yarattıklarına. Bir zamanların  zengin liman kenti çaresiz, ama bereketli Efes Ovası’ ndan da uzaklaşmaya elvermemiş gönülleri. Dini  inançları nedeniyle de kutsal efes topraklarından ayrılamayanlar varmış. Bir kısmı yüksek yerler kurmuş evlerini. Şirince’nin ya da Sotiriou’nun kitabındaki  adıyla Kırkınca’nın  bazı kaynaklarda  “ Dağdaki Efes ” diye anılmasıda bu yüzden.

 

 

Bir başka efsaneye göre ise köyün kuruluşu beylikler dönemine rastlıyor. Çevredeki bir derebeyin yanında çalışan köylüler, azad edilmeyi diler. Bunun üzerine Bey sorar: “Yerleşeceğiniz yer güzel mi?” Yanıt “Çirkine”dir. Bey de “Öyleyse, köyünüzün adı Çirkince olsun,” der. Ve başka bir söylence: Dağlardaki bu ormanlık bölgede çok uyumlu,refah ve mutluluk içinde bir yaşam sürdüren halk, köylerine hiç yabancı gelsin istemezmiş.Bu nedenle Ayasuluk’a indiklerinde köylerini devamlı kötülerlermiş. İşte,bu nedenle adı uzun yıllar ”Çirkince “ olarak kalmış.Kimi kaynaklarda, Kırkınca olarak da bahsedilen köyün adı,daha sonradan İzmir Valisi Kazım Dirik tarafından “Şirince”ye çevrilmiş.

 

Köyden hatıra eşya olarak ne alırım diye merak etmeyin. Çeşitli meyvelerden yapılmış şaraplardan almak artık Şirince’nin kanunu olmuş. Buldan bezlerinin, el işi örtülerin satıldığı küçük meydandan dilediğiniz yola sapın.Kiliselere giden tırmanışta önünüzü, doğal ve şifalı ürünler satan yaşlı teyzeler kesecek. Kılıçotu, kara kekik, adaçayı, bodurotu... Adaçayı neyse de,diğerlerinin adını buraya gelmeden önce duymamıştım bile. Yokuşu tırmandıkça rengarenk tezgahlar bir bir önünüze çıkar. Sanki hepsi de ziyaretçiler için özel bir karşılama töreni hazırlamış gibiler. Tezgahlarda küçük torbaların içine konulmuş kuru incirler, cevizler, bademler, fıstıklar, kış günleri sobada pişirmelik kestaneler, şişelerde nar ekşileri, salçalar, pekmezler, ev yapımı tarhanalar, erişteler, zeytinyağından yapılmış yeşil sabunlar...

 

Tatlı kış güneşiyle ısınan taş duvarlarına oturuyorum.Köylü kadınların hediye ettiği kuru incirler cebimde.Keçilerin çıngırak sesleri geliyor uzaktan. Gözlerim dalıyor zeytinliklere, Ege’nin güneşine, iki katlı, beyaz badanalı evlere ...

 

   
Karagöz Turizm Seyahat Acentası
Kapalıçarşı Eski Aynalı Çarşı No:4 16020 Bursa -Türkiye
Tel/Fax: 224 2218727 - 2205350